Kategori: Kitap
15 Mar 2010
Yayıncılar diyor ki: “Bu ülkede kitap okuyan kişi sayısı belli, 20′den satsan da alıyorlar, 30′dan satsan da, neden fiyatları abartmayalım.”
Yazar Tarık Dursun diyor ki: “Halkımız orijinal bir kitabı alıp okuyamıyor. 2,5 lira basım maliyeti olan 400 sayfalık bir kitabın halka sunumu en fazla 10 lira olması gerekirken, 25-30 liraya satılıyor.”
Üniversitede okuyup ancak kendini geçindirebilen öğrenciler diyor ki: “O kadar parayı bir kitaba vereceğime, korsanını alırım, kalan parayla da 3 gün geçinirim.”
Parası kitap almaya yeten diyor ki: “Korsana karşıyım, gaspla aynı şey.”
İstatistikler diyor ki: “Türkiye’de insanlar günde ortalama 13 saniye kitap okuyorlar.”
Herkes haklı sanki…
Kategori: Yazılım
14 Mar 2010Kim bilir o burak.php’nin içinde neler vardı:D (bkz. türk yazılım geliştirme standartları)(bkz. saldım çayıra mevlam gayıra yazılım modeli)
Kategori: Yazılar
14 Mar 2010
Resimdeki teyze 101 yaşında Zhang Ruifang adındaki Çin’li teyzemizin alnının sol yanında bir adet boynuz çıkmış. En yaşlısı 82 en genci 60 yaşında olan 7 çocuk anası bu teyzemizin sol yanındaki boynuzuna benzer bir oluşum sağ yanında da çıkmaya başlamış. Gıdaların genetiğiklerini değiştire değiştire, nükleere maruz kala kala komik komik uzuvlarımız olmaya başladı. X-Men’vari mutantları sokaklarda görmemize de çok az kaldı… Kaynak
Kategori: Yazılar
13 Mar 2010
Artık pek çok kişinin blogu var. Yazmak iyidir, yayınlamak daha iyidir. Ama pek çok kişi bu işin mantığını anlayamamış durumda. Bu dünyada her ruhun satıl alınabileceğini düşünen şirketler, onları da satın almış. Ne yazık!!
Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama insanların en çok usandığı iki platform, devlet(resmi makamlar, hükümet-muhalefet hepsi birlikte) ve büyük şirketler(Tel operatörleri, bankalar). Bu usanmanın sebebi içindeki mantığın sabit, kendini yenilemekten aciz olması.
Peki insanların en çok beğendikleri platformlar neler? Ek$isözlük, sosyal platformlar, Çarşı(her şeye karşı olan), karikatür dergileri-karikatüristler. Neden? Çünkü bu parmakla sayılacak kadar az olan mecralar gücünü, kendini yaratanlardan alıyor, kendisini sürekli yeniliyor ve hiçbir maddi kaygının etkisinde kalmıyor. Yeri gelince Çarşı başkanına dikleniyor, yeri gelince ek$isözlük yazarları sözlüğü topa tutuyor.
Yazımızın konusu sosyal mecraların en elle tutulanı bloglardan ve blog yazarlarından bahsedelim. Blog yazmanın bir “trend”, “moda” olmadığı zamanlar yazarlar her şey hakkındaki eleştirilerini yazarlardı. Eleştirmenin özgür ve güçlü gücü, çoğu konuyu inceler tarar ve iyiye iyi, kötüye kötü derdi. Peki şimdi ne oldu?
Ülkerin göndereceği kutu çikolataya sevinenlerle, her yıl bıçak sayısını bir arttıran Gillette’in ürününü tanıtarak bilgisayar kapmaya çalışanlarla, otobüs biletini bedavaya getirmek için Pamukkale’den sponsorluk “dilenenlerle”, filmlere gala davetiyesi almak için türlü cambazlık yapanlarla doldu.
Devir “viral reklam” devri. Artık internette sinsice yapılan reklamlar, TV’deki uzuuuun uzun reklamlardan daha etkili. Bu yüzden firmaların ilk hedefi sosyal medya, dolayısıyla blog yazarları. Ve benim sevgili blog yazarı arkadaşlarım yeri gelince bedava bir bilgisayar kapmak için hince, yeri gelince önemsenmenin getirdiği hazla reklam yapıyorlar. Şirketler blogçuları ele geçirdikten sonra yakında Facebook profillerini satın almaya, Twitter hesaplarının arka planlarına reklam koymaya da başlarlar… Onlara kalırsa para kazanmak için yapmayacakları şey yok(bkz. Hasankeyf, bkz. televizyonlar).
Çünkü bu iş özgür ruhla yapılacak bir iş. Birisini eleştirecekseniz terazinizin dengede olması gerekir. Ancak siz bir kutu çikolata için dengeyi paradan yana şaşırtırsanız, o zaman işin suyun çıkar. Ayrıca diyelim ki Binboğa size bir şişe vokta gönderdi ve siz onu hiç sevmediniz. Acaba bunu yazabilir misiniz? Avea’nın kampanya “lansman”ına davetli bir blogçu, Avea hatlarının birbirine girdiği dönemde acaba bununla ilgili yazı yazabildi mi? Mesela daha galasına davet edildiği filmi beğenmeyen insan görmedim… Unutulmaması gereken şey; yazdığımız yazıların aslında çok etkili olduğu gerçeğidir.
NOT: Bu yazımı “kıskanmak”, “çekemek” ilgi ilgili yorumlayacak olan varsa yazıyı tekrar okumasını öneriyorum.
Kategori: Spor
12 Mar 2010
“Dünyanın en iyi 10 kalecisinden biriyim” kaynak: ntvmsnbc.com
Dilimize “ne yaptın Volkan” tabirini yerleştiren Volkan Demirel’den şok yaratan açıklama… 2005 yılında maç sonunda sevinirken omzunu çıkaran ve 3 hafta sahalardan uzak kalan kaleci de aynı Volkan’dı, şimdi kendisini en iyi 10 kaleciden biri ilan etmiş. “Ne yaptın Volkan” videolarına bakmak gerekirse:
Kategori: Bilgisayar| Yazılar
12 Mar 2010
Twitter’ın ABD menşeyli balonunun gün geçtikçe yayılarak dünyayı kapladığını biliyoruz. Tıpkı dünyada olduğu gibi önce küresel, ardından yerli ünlülerin “ileti” dünyasına adım attıktan sonra, “ünsüz” insanların da ilgisini çekmesi ülkemizde de Twitter’ın yayılmasını sağladı. Ancak dünyada ve ülkemizde pek çok insan Twitter’ın bir balondan ibaret olduğunu düşünüyorlar. Ve son yapılan araştırmalar bunu kanıtlıyor.
Buradaki kaynağın yazdığına göre Twitter kullanıcılarının sadece %21 aktif kullanıcı. Kullanıcıların %34′ü hiç ileti bile yazmamış. Yani bizim tabirle “bi bakıp çıkmış”. 10′dan az ileti yazanların sayısı ise %73 gibi çok yüksek oranda seyretmekte. Bu demektir ki Twitter bütün abartıların dışında, gerçek hayatta sadece Kazım Kazım, Ashton Kutcher, Obama gibiler, internette yeni şeyler çıkınca kendilerini denemek zorunda hissedenler, teknolojiyi yakından takip ettiği imajını vermeye çalışan firmalar tarafından kullanılıyor.
Kategori: Yazılar
11 Mar 2010
“Kadın” kelimesini söylemekten korkan, utanan-sıkılan, gerilen güzel ülkemin güzel insanlarının artık bu geyiğe bir son vermesi gerektiğini düşünenin bir tek ben olmadığımı biliyordum. Ama bayandegilkadin.com internet sitesini görünce şahsen çok sevindim. Neden “bayan” kelimesinin yerine “kadın”ın kullanılması gerektiğini çeşitli açılardan anlatmışlar.
Erkek-Bayan sorunsalının insanlara anlatılıp, doğru kullanımın sağlanması için bu web sayfasının önemi büyük. Benim çevremde gördüğüm en yaygın kullanım hatalarının başında, “erkekler tuvaleti”ne karşılık “bayanlar tuvaleti”nin kullanılması. “Bay” kelimesinin geçtiği yerlerde “bayan”, “erkek” kelimesinin geçtiği yerlerde “kadın”ı kullanmak bu kadar zor olamaz.
Aynı konuyla ilgili diğer bir hatayı ise TRT çoğunukla yapmaktadır. “Erkekler voleybol takımımız” tabirinin karşına “Bayanlar boleybol takımımız”ı koyunca, hele ki bu hatayı Türkçe’yi en güzel kullanma misyonunu üstlenmiş ulusal kanal yapınca, bu durum çok vahim bir hata halini alıyor.
Ama kadın kelimesinin arkasına türlü anlamlar gizleyip kullanmak kaçınan insanımın er ya da geç bu ayrımı anlayacağına yürekten inanıyorum.
Kategori: Spor
11 Mar 2010


Demek ki neymiş öyle milyon yurolarla başarı satın alınamıyormuş. Paranın açamadığı kapılar da varmış.
Cristiano Ronaldo 95 milyon €, Kaka 80 milyon €, Real Madrid’in yenilmesini görmek; paha biçilemez…
Son Yorumlar