
Tıpkı Da Vinci Şifresi’nde olduğu gibi filme ilk çıktığı gün gittim. Da Vinci Şifresi’ni beğenmiştim ancak Melekler ve Şeytanlar’ı daha çok beğendim. Kitabı okumadan filmi izleyenler arasındayım, kitabı okumadan filmi izleyen daha şanslı oluyor bana kalırsa. Çünkü ilk filmin kitabını okuyup da beğenen görmedim.
Ancak bir uyarlama dışında filmin kaidesine bakarsak oturmuş bir film görebiliyoruz. Paris’te geçen Da Vinci’nin ardından Roma’da geçen Melekler ve Şeytanlar sayesinde Roma’yı yakından tanıma fırsatını buluyoruz ve hayran kalıyoruz.
Melekler ve Şeytanlar’ın teması din ve bilim arasındaki bağı sorgulak üzerine kurulmuş. Yine ustalıkla kurgulanmış hikaye Cern’deki deneyden, Papalık’a, İlluminti’ye, Galileo’ya uzanıyor. Bu kadar dallanması, gerçek kişilere dayandırılması da ilgi çekiyor. Kısaca konusu ise 16. yy’da din kökenli bilim adamlarının kiliseden dışlanıp öldürülmesi sonucunda yer altına giren İlluminati’nin, son Papa öldüğünde yeniden Papa seçilecekken yeniden hortlaması. Bunun yanısıra Vatikan içindeki ilişkiler, yetkiler, çevrilen oyunlar filmin önemli öğeleri.
Vatikan tıpkı kitap çıktığı zaman olduğu gibi filmi de sert bir dille eleştirdi, yalanladı, hatta hakaret etti. Katolik dünyasının filme tepki duyduğu söylenebilir ki bu aslında en çok yayıncıların ve yapımcıların işine geliyor. Tabi biz o kadar ayrıntılı bilmiyoruz Hristiyanlık ve Katoliklik ile ilgili bilgileri. Bu yüzden bir şey söylemek saçma olur. Ancak filmin sonunda çok önemli bir monolog var. Bu Vatikan’ın, hatta bütün inanç dünyasının onaylaması gereken cümlelerden oluşuyor. Papa’nın danışmanı şöyle diyor:
- Din kusurludur. Çünkü bizler kusurluyuz.
Filmle ilgili üzerinde durulması gerekn noktalardan diğer ise müzikleri. İlk filmde olduğu gibi -bana göre tartışmasız en iyi film müziği yapan kişi Hans Zimmer müzikleri yapmış. Aynen ilk filmde olduğu gibi müzik o kadar güçlü, o kadar iyi kullanılmış, o kadar iyi yapılmış ki, duyguların oluşturulmasında çok önemli yer edinmiş. Sanırım kitap ile film arasındaki en önemli farklardan birisi kitapta Hans Zimmer müziklerinin olmaması. Yanlız Batman müziklerini de yapan Hans Zimmer’in Dark Night müziklerindeki ezgileri Melekler ve Şeytanlar’dakiler ile çağrıştırmak da mümkün.
Filmle ilgili küçük bir not da şöyle: Filmdeki kadın karakteri aslında Anne Hathaway canlandıracakmış. Hatta Anne Hathaway ile Tom Hanks’in beraber göründüğü afiş bile hazırlanmış. Sonra anlaşılamayınca onun yerine filmde izlediğimiz Ayelet Zurer’i izledik. Aslında Anne Hathaway’i izlemek hiç de fena olmazmış ama yapacak bir şey yok.

Öyle ya da böyle senenin en iddialı yapımlarından birisi olan Melekler ve Şeytanları’n kitabı okumamış biri olarak ben çok beğendim. Filmi kesinlikle tavsiye ediyorum. En azından size sorulduğunda görüşünüzü söylemek için bile gitmenizi öneriyorum.
| Etiket | Açıklama |
|---|---|
| Film: | Angels & Demons |
| Yönetmen: | Ron Howard |
| Gösterim Tarihi: | 15 Mayıs 2009 (Türkiye) / Diğer Ülkeler |
| Tür: | Crime | Drama | Mystery | Thriller |
| Etiket: | The holiest event of our time. Perfect for their return. |
| Süre: | 138 dk. |
| Oyuncular: | Tom Hanks, Ewan McGregor, Ayelet Zurer, Stellan Skarsgård ... |
| Diğer: |
|
| Filmden Sahneler: | Bilgi yok |
Powered by IMDBTag |
1 Yorum var
Beray
26 Mayıs 2009 at 22:33
Kitabı okumuş kişilerin asla beğenemeyeceği sığ bir uyarlama olmuş. ama eğer okumasaydım gayet rahat beğenebilirdim, yönetmene de bir yandan hak vermek lazım çünkü tüm o sürükleyici ve deha dolu hikayeyi 2 saate sığdırıp anlatmak kolay değil ve ister istemez kesip atılan bölümler hatta karakterler!! olmuş…Beni filmde rahatsız eden noktalar bu eksiltmelerden başka popülist yaklaşımlardı, örneğin daha geniş kitle izleyiciyi çekebilmek için olsa gerek bazı silahla çatışma sahneleri gereksiz yere uzatılmış, ona harcanacak zamanda daha derin mevzular işlenebilir daha çok kafa karıştırıcı ve merak uyandırıcı ayrıntılar verilebilirdi diye düşünüyorum…Bir de filmin sonunda ne şiş yansın ne kebap hesabı bilimle din kardeştir vurgusu çok ortayolcu ve itici kaçmış kanısındayım…bunun dışında başkarakterin gözünden zeka fışkıran bir tip olması gereken yerde donuk ve sıkılmış bakışlarıyla Tom Hanks tarafından canlandırılması, yine cevval ve acayip çekici bir hatun yerine ezik bir kızcağızın başrolde boy göstermesi hoşuma gitmeyen diğer unsurlar… Dediğim gibi kitabı okumadan ve beklentisiz giderseniz hoşunuza gider eğlenirsiniz..ama kesinlikle klasik olabilecek bir film değil…