
6 ay sürecek hayatımın Yunanistan’da yaşanacak kısmı dün itibariyle başladı. İki gündür yaptığım yoğun gözlemleri bu periyodu daha sonra hatırlamak amacıyla başta kendim için, ardından tüm okuyanlar için paylaşacağım.
Hep söylenen şey iki ülkenin birbirine çok benzediği. Evet oldukça benziyorlar ancak benzeme oranı bana kalırsa çok da yüksek değil. Çünkü dil, din, uzak olmasa da yakın tarih pek çok farklılık ortaya çıkarmış. Evet belki oynadığımız oyunlar birbirine çok benzeyebilir ama yaşayış tarzı olarak çok farklı olduğumuz noktalar da var. İki günlük tecrübeyle özetlemek gerekirse:
- İstanbul’daki trafiğe çok benzeyen trafiğiyle aslında beni şaşırttı. Çünkü 3 milyonluk şehirle karşılaştırdığım şehir 18 milyonluk megapol İstanbul. Ama şunu söylemeliyim ki sürücüleri daha agrasif ve kurallara daha az uyuyorlar. Karşıdan karşıya geçerken 5 defa sağınızı solunuza bakmanız gerekiyor. Ufak bi notta plakalardan bizim ülkedeki plakaların hepsine AB’ye girmememize rağmen mavi zımbırtılardan koydular, zorunda dediler ama burada 10 araçtan 3′ünde GR yazılı mavi şerit var.
- Türkiye’de yabancı şeylere düşkünlüğü biliyorsunuz. Teknik direktör yabancı olsun, yabancı müzik dinleyelim, yabancı şarkıcılar daha yakışıklı olsun gibi. Bu durum bu topraklarda da aynı. Kendi müziklerini hiç sevmeyen, yabancı müziklerin daha iyi olduğunu söyleyen sonra bana Serdar Ortaç açıp işte kalite budur diyen bir topluluk var. Çok ciddiyim. Özellikle ben Tarkan’ın bu kadar sevildiğini tahmin etmiyordum. Hele buralarda sanırım Atatürk’ten fazla seviliyor:)
- Tıpkı İstanbul gibi Atina’da gece hayatı hiç bitmiyor, geceleri rahatça dolaşılamıyor, ortalık uyuşturucuya ve fuhuşa bulanıyor. Geceleri “ya bu kadar taksi var da gündüz neden biz görmüyoruz” diyecek kadar taksi ortaya çıkıyor.
- Bana izletilen eski Yunan filmleri ve Türk filmleri neredeyse birbirinin aynısı. Televizyon dizileri zaten aynı, tıpkı bizimki gibi kalitesiz, kötü ama kısa süreli. 90 dakika değil yani. Show programları bizdekilerden daha açık saçık, hatta iç çamaşırıyla hava durumu sunan sarışın bir ablaları bile var ki bunu çok eğlendirici buluyorlar. Onlarda da şarkı, model, dans yarışmaları var, bu bakımdan değişen hiç bir şey yok. Çok aşırı olmasa bile bizden daha rahatlar. Buna paralel olarak şehrin en merkezi büfelerinde, en ön sıralarda, en göze çarpan yerlerde porno yayınlar olması bize göre büyük farklılık olduğunu gösteriyor.
- Her bulduğumuz yüksek tepeye, bina önüne bayrak dikmek bizim adetimiz sanıyordum, oysa kesinlikle değilmiş. Pek çok binanın tepesinde Yunan bayrağını görebiliyorsunuz. Diğer Avrupa ülkeleri nasıl bilmiyorum ama bayrağı için uzun süre savaşan ülkeler sanırım onu hep yükseğe koymak istiyorlar.
- Avrupalıların evlere ayakkabılarıyla girip, yaşamaları hep duyduğum fakat hiç yaşamadığım bir olaydı. Evleri otel gibi kullanarak yaşadıkları için ve evlerinde halı bulundurmadıkları için sorun olmuyor onlara göre. Ancak yağmur yağdıktan sonra çamura girilen ayakla mutfağa, banyoya girmek, bana biraz garip geldi. Her yer kirlenir abi böyle…
- Tabi ki alfabe farkı. Çünkü dilin farklı olması aslında çok çok önemli değil. Yani “????????” yazısı gördüğünüzde hiçbir şey çağrıştırmıyor belki ama okunuşu yani çözülmüş hali “karpuzi”. Bir çözseniz ne yazdığını anlayacaksınız ama olmuyor ki… Patates, çiftetelli, kuzine, aşık, baba gibi onlarca ortak kelimemiz var ama önce alfabeyi öğrenmek gerekiyor.
- Atina’da ilk göze çarpan şey inanılmaz fazla göçmen olmasıydı. Özellikle Afrika kökenli siyahiler ve Asya kökenli Pakistan, Hintli çoğunluk beni şaşırtmadı değil. Sanırım bu durum AB üyesi olmanın bir getirisi. Yani AB’ye üye olmamız durumunda bütün Türkiye’lilerin Avrupa’ya gideceğini düşünüyorlar ama Avrupa’ya giden gitmiş zaten. Mesela Türkiye’nin hiç bir tarafında bu kadar siyahi ya da Pakistanlı göremezsiniz. Biz gçöü daha çok içimizde yapıyoruz. Her şeyde olduğu gibi bir zarar verirsek kendimize veriyoruz.
- Yunan polisinin ağırlığı ya da hafifliği mi desek.. Bizim ülkede polisten it gibi korkulur, yani öyle olması istenmiştir. Polis döver, söver ve devlettir, ona hakaret 6 aydan başlar, mukavemet ederseniz vay halinize. Ama Yunanistan’da polisler, bizim algıladığımız gibi değil. Yani asayişi sağlamak adına kırıp dökmüyor, sövmüyor, uyarıyor, gülüyor, ortalıkta hiç görünmüyor. Bizde Türkiye’nin en kalabalık yerlerinde polislerin toplandığı, panzerlerinin bulunduğu özel alanları var(bkz. Taksim, Kızılay). Alexis ve Baran’ı ele alalım. Alexis Yunanistan’da polis tarafından öldürüldüğün ülke ayağa kalkıp, polisleri pıstırdı; Türkiye’de İzmir’li Baran’ı kaç kişi tanıyor.
- Evet din farklı, ancak bu en az göze çarpan noktalardan biri. Özellikle Atina’da en önemli yapıların hiçbiri dini binalar değil. Müzeler, tiyatrolar, üniversite binaları, kütüphane, Akropol bunların hiçbiri dini mekan olmadığı için kültürlerinde dinin yeri bizimki gibi değil. Bizde din kültürün hemen hemen orta noktasındadır. Onlar dini daha çok kişisel bir konu olarak gördüğünden çoğu kişi dinini başkasına söyleme gereği bile duymaz. Bundaki en önemli neden ise Yunanistan’da okuma-yazma oranının %98 olması. Bizde hala %88′lerde gezelim. 88 de iyiymiş demeyin, çünkü iki önümüzde Malezya var.
Neyse şimdiden ortalığı tespite boğduk. Maceraları ve diğer tespitleri sonraya bırakalım…