Yazılar kategorisi yazıları

Boynuzlu teyze

Kategori: Yazılar

14 Mar 2010

Resimdeki teyze 101 yaşında Zhang Ruifang adındaki Çin’li teyzemizin alnının sol yanında bir adet boynuz çıkmış. En yaşlısı 82 en genci 60 yaşında olan 7 çocuk anası bu teyzemizin sol yanındaki boynuzuna benzer bir oluşum sağ yanında da çıkmaya başlamış. Gıdaların genetiğiklerini değiştire değiştire, nükleere maruz kala kala komik komik uzuvlarımız olmaya başladı. X-Men’vari mutantları sokaklarda görmemize de çok az kaldı… Kaynak

Artık pek çok kişinin blogu var. Yazmak iyidir, yayınlamak daha iyidir. Ama pek çok kişi bu işin mantığını anlayamamış durumda. Bu dünyada her ruhun satıl alınabileceğini düşünen şirketler, onları da satın almış. Ne yazık!!

Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama insanların en çok usandığı iki platform, devlet(resmi makamlar, hükümet-muhalefet hepsi birlikte) ve büyük şirketler(Tel operatörleri, bankalar). Bu usanmanın sebebi içindeki mantığın sabit, kendini yenilemekten aciz olması.

Peki insanların en çok beğendikleri platformlar neler? Ek$isözlük, sosyal platformlar, Çarşı(her şeye karşı olan), karikatür dergileri-karikatüristler. Neden? Çünkü bu parmakla sayılacak kadar az olan mecralar gücünü, kendini yaratanlardan alıyor, kendisini sürekli yeniliyor ve hiçbir maddi kaygının etkisinde kalmıyor. Yeri gelince Çarşı başkanına dikleniyor, yeri gelince ek$isözlük yazarları sözlüğü topa tutuyor.

Yazımızın konusu sosyal mecraların en elle tutulanı bloglardan ve blog yazarlarından bahsedelim. Blog yazmanın bir “trend”, “moda” olmadığı zamanlar yazarlar her şey hakkındaki eleştirilerini yazarlardı. Eleştirmenin özgür ve güçlü gücü, çoğu konuyu inceler tarar ve iyiye iyi, kötüye kötü derdi. Peki şimdi ne oldu?

Ülkerin göndereceği kutu çikolataya sevinenlerle, her yıl bıçak sayısını bir arttıran Gillette’in ürününü tanıtarak bilgisayar kapmaya çalışanlarla, otobüs biletini bedavaya getirmek için Pamukkale’den sponsorluk “dilenenlerle”, filmlere gala davetiyesi almak için türlü cambazlık yapanlarla doldu.

Şirketler neden blogçuları satın almak istiyorlar?

Devir “viral reklam” devri. Artık internette sinsice yapılan reklamlar, TV’deki uzuuuun uzun reklamlardan daha etkili. Bu yüzden firmaların ilk hedefi sosyal medya, dolayısıyla blog yazarları. Ve benim sevgili blog yazarı arkadaşlarım yeri gelince bedava bir bilgisayar kapmak için hince, yeri gelince önemsenmenin getirdiği hazla reklam yapıyorlar. Şirketler blogçuları ele geçirdikten sonra yakında Facebook profillerini satın almaya, Twitter hesaplarının arka planlarına reklam koymaya da başlarlar… Onlara kalırsa para kazanmak için yapmayacakları şey yok(bkz. Hasankeyf, bkz. televizyonlar).

Blogçular neden reklam için yazılarını satmamalı?

Çünkü bu iş özgür ruhla yapılacak bir iş. Birisini eleştirecekseniz terazinizin dengede olması gerekir. Ancak siz bir kutu çikolata için dengeyi paradan yana şaşırtırsanız, o zaman işin suyun çıkar. Ayrıca diyelim ki Binboğa size bir şişe vokta gönderdi ve siz onu hiç sevmediniz. Acaba bunu yazabilir misiniz? Avea’nın kampanya “lansman”ına davetli bir blogçu, Avea hatlarının birbirine girdiği dönemde acaba bununla ilgili yazı yazabildi mi? Mesela daha galasına davet edildiği filmi beğenmeyen insan görmedim… Unutulmaması gereken şey; yazdığımız yazıların aslında çok etkili olduğu gerçeğidir.

NOT: Bu yazımı “kıskanmak”, “çekemek” ilgi ilgili yorumlayacak olan varsa yazıyı tekrar okumasını öneriyorum.

Twitter’ın ABD menşeyli balonunun gün geçtikçe yayılarak dünyayı kapladığını biliyoruz. Tıpkı dünyada olduğu gibi önce küresel, ardından yerli ünlülerin “ileti” dünyasına adım attıktan sonra, “ünsüz” insanların da ilgisini çekmesi ülkemizde de Twitter’ın yayılmasını sağladı. Ancak dünyada ve ülkemizde pek çok insan Twitter’ın bir balondan ibaret olduğunu düşünüyorlar. Ve son yapılan araştırmalar bunu kanıtlıyor.

Buradaki kaynağın yazdığına göre Twitter kullanıcılarının sadece %21 aktif kullanıcı. Kullanıcıların %34′ü hiç ileti bile yazmamış. Yani bizim tabirle “bi bakıp çıkmış”. 10′dan az ileti yazanların sayısı ise %73 gibi çok yüksek oranda seyretmekte. Bu demektir ki Twitter bütün abartıların dışında, gerçek hayatta sadece Kazım Kazım, Ashton Kutcher, Obama gibiler, internette yeni şeyler çıkınca kendilerini denemek zorunda hissedenler, teknolojiyi yakından takip ettiği imajını vermeye çalışan firmalar tarafından kullanılıyor.

Baaayan değil kadın

Kategori: Yazılar

11 Mar 2010

“Kadın”  kelimesini söylemekten korkan, utanan-sıkılan, gerilen güzel ülkemin güzel insanlarının artık bu geyiğe bir son vermesi gerektiğini düşünenin bir tek ben olmadığımı biliyordum. Ama bayandegilkadin.com internet sitesini görünce şahsen çok sevindim. Neden “bayan” kelimesinin yerine “kadın”ın kullanılması gerektiğini çeşitli açılardan anlatmışlar.

Erkek-Bayan sorunsalının insanlara anlatılıp, doğru kullanımın sağlanması için bu web sayfasının önemi büyük. Benim çevremde gördüğüm en yaygın kullanım hatalarının başında, “erkekler tuvaleti”ne karşılık “bayanlar tuvaleti”nin kullanılması. “Bay” kelimesinin geçtiği yerlerde “bayan”, “erkek” kelimesinin geçtiği yerlerde “kadın”ı kullanmak bu kadar zor olamaz.

Aynı konuyla ilgili diğer bir hatayı ise TRT çoğunukla yapmaktadır. “Erkekler voleybol takımımız” tabirinin karşına “Bayanlar boleybol takımımız”ı koyunca, hele ki bu hatayı Türkçe’yi en güzel kullanma misyonunu üstlenmiş ulusal kanal yapınca, bu durum çok vahim bir hata halini alıyor.

Ama kadın kelimesinin arkasına türlü anlamlar gizleyip kullanmak kaçınan insanımın er ya da geç bu ayrımı anlayacağına yürekten inanıyorum.

8 Mart

Kategori: Yazılar

8 Mar 2010

anlamı, manası iyice anlaşılması gereken gündür aslında.
kadına yönelik ayrımcılığın, şiddetin, suistimalin her günkünden daha güçlü dile getirilmesi gereken gündür aslında…
emek, demokrasi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, daha doğrusu insanca yaşama talepleri canlarına mal olanların kazanımıdır aslında.
new york’taki dokuma işçisi kadınların,
anadolu ve mezopotamya’da soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınların,
ruanda, ırak ve filistin’deki kadınların,
faşizme, şiddete, etnik, kültürel ve sınıfsal ayrımcılığa direnen, karşı koyan tüm kadınların günüdür aslında…

Kaynak: ek$isözlük – crazy horse

Linkler

Kadın Hakları

Bir günde 70 erkeğe satılan kadın

8 Mart nedir? – Vikipedi

Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Kadınlar günü neden kutlanır – Sezen Aksu

8 Mart’ın 100. Yılında Erkek Araştırmaları

Kadınlarımız

Kategori: Sevdiklerim| Yazılar

8 Mar 2010

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Nazım Hikmet RAN

Yunanya’da grev vakti

Kategori: Yazılar

6 Mar 2010

Yunanistan kaynıyor! Biraz Milliyet’in internet sitesi başlıkları gibi oldu ama gerçekten kaynıyor. Son 8 iş gününün 4′ünde grev yapan Yunan çalışanlar, hükümete karşı tepkisinin dozunu arttırdı. Özellikle 5 Mart 2010 Cuma günü yapılan grev oldukça şaşırtıcıydı. Hiçbir tramvay, metro, otobüs, çalışmadı. Hatta bir gün sadece taksiler eylem yaptı. Havaalanlarında uçuşlar iptal edildi. Bunu biz an İstanbul için düşünürseniz önemini anlarsınız.

Yunanistan büyük bir ekonomik krizin içinde. Yıllardır yan yatan siyasetçileri şimdi Avrupa’da kapı kapı dolaşıp mali destek istiyor. Başta Almanya olmak üzere diğer ülkeler de “pışııık” diyor. Hatta en son Almanya’dan kullanmadığınız adaları satın önerisi bile geldi. Avrupa’dan aradığı yüzü bulamayan Yunanlı siyasiler halkın üzerine vergileri arttırıp, çalışma saatlerini fazlalaştırıp, izin kısıtlamaları getirip dar boğazdan geçmeye çalışıyorlar. Bütün Yunan halkı da bu kemer sıkma olayına tepki gösteriyor.

Çünkü çok fazla sıkıntı çekmemiş Yunan halkı ekonomik bakımdan. Avrupa Birliği’nin ilk üyelerinden olup sürekli Avrupa’dan mali yardımlar almak, ayrıca 2004 Olimpiyatları için yapılan yatırımlar ülkeyi yan gelip yatmaya itmiş. Ancak 2009 raporlarında en son üyelerinden Polonya’nın bile AB’ye Yunanistan’dan daha fazla katkı yapması, AB’nin “yeter artık” demesine sebep olmuş.

Yunanistan’ın en büyük sıkıntı tıpkı bizim gibi üretmemeleri. En övündükleri, ihraç ediyoruz dedikleri zeytinyağında bile İtalya’nın ve İspanya’nın arkasındalar. Bunun tüketim toplumu olup üretmeyi sevmemeleri, üretim-tüketim dengesini bozuyor, bu da dengesizlik yaratıyor.

Bütün ekonomilerde oluğu gibi toplumun tabakları arası gelir seviyesi artmaya başlaması sosyal olarak insanları geriyor. Günlerce aç gezenlerin olduğu sokağın iki alt sokağında 3 farklı güneş gözlüğü olan, pahalı çizmeli ablaların dolaşması ise toplumu patlama noktasına getiriyor. Ülkenin bu zor günlerinde bile televizyonu açtığınızda, bizdekinden daha dandik haber içerikleriyle, magazinsel olaylarla dolu gündem izliyorsunuz. Bu insanları daha da sinirlendiriyor. Hele gençler Alexis’e yapılanı hala unutmuş değiller; her grev, her eylem, bir köşede Alexis’in öldürülüşüne öfke kusarak polislerin üzerine yürüyor.

Yunanistan bu krizden de AB’nin desteğiyle son kez kurtarılacakmış gibi geliyor dışardan gözlemleyen olarak. Ancak bundan sonra ülkedeki çalışma koşulları eskisi gibi 6 saatlik mesailer, siesta vakitleri gibi gevrek olmayacaktır.

Son olarak grev konusunda Yunanistanla aramızdaki farka değinmek istiyorum. Bizde günlük hayatın işleyişine dokunmayan TEKEL işçilerinin eylem kamuoyunun olumsuz tepkisini düşünün. Bir de İETT, İDO, ESHOT, EGO gibi kurumların eylem yaptığını düşünün. Sanırım halk eylem yapanların üzerine yürür. İşte Yunanistan’la aramızdaki en büyük fark bu: hak arama hürriyetinin Türkiye’dekine göre 40 yıl ileride olması.

Sanat bu olsa gerek…

Kategori: Yazılar

3 Mar 2010

Ayrıntı için tıklayın


Aforizma

Kovandan çıkmayan arı, bal yapamaz.

Kategoriler

Polls

Tekel işçileri eylemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

View Results

Loading ... Loading ...