istanbul etiketli yazılar

Mora kanalı: Korinthos

Kategori: Yazılar

7 Şub 2010

Yunanistanla ilgili herhangi bir kitaba bakıldığında görülmesi “gereken on yer” içinde mutlaka Korintos Kanalı’nı görürsünüz. E buraya kadar gelmişken kanalı da görmemek olmazdı herhalde.

İş yorgunluğunu üzerimizden atmak için kullandığımız bir pazar gününü heba edip, bir yerlere gitme fikrinin kafamıza yerleşmesi, ardından gidilecek yerin Korintos olmasına karar vermemizden sonra, pazar sabahı şehrin merkezinde üç arkadaş buluştuk. Korintos’a gidiş amacımız, öncelikle antik Korintos kentini görmek, sahil kenarında şöyle afiyetli bir yemek yemek ve Korintos Kanalı’nı görmekti. Ancak çalışma günlerinde dahil günde 6 saat mesai yapan Yunan kardeşlerimizin pazar günü bir müzeyi açmasını beklemekle fazla medet umduk sanki. Gidiş yolunu sorduğumuz herkes pazar günü kapalı olacağını bize çat pat anlatırken, taksiciler bile “götürürüz ama ne yapacaksınız ki orada?” ifadesiyle heyecanımızı alıp götürdüler. Normalde müzelerin pazar günleri açık ve bedava olduğunu bilen biz, bunu aylardan ocak olmasına bağlamaktan başka bir şey yapamazdık tabi.

Bu hayalkırıklığının ardından karnımızı güzel bir Yunan yemeğiyle doyurup, biraz şarap içmeye karar verdik. Malum saat üçtü ve görmek için onca yolu teptiğimiz şeyi göremeden geri dönme ihtimalimiz vardı. Zaten bir kaç saat sonra hava kararacaktı. Madem öyle girelim bi tavernaya şöyle tıka basa bi yemek yiyelim.

Evet aslında amaç güzel bir Yunan yemeği yemekti ama mutfaklar o kadar aynı ki bizde olmayıp da Yunanistanda olan bir tadı bulmak gerçekten çok güç. Çünkü yemekleri sipariş ettiğimizde farkına vardık ki istediğimiz şeyler Yunan usulü kebaptan başka bir şey değildi. O noktada imdadımıza Yunanistan’ın müthiş zeytinyağıyla yapılmış, enfes salatası ve ev yapımı şarabı yetişti.

Yemeği kısa sürede yedikten sonra, Korintos Kanalı’nı görmeden Atina’ya dönmenin salaklık olacağını tok beyinlerimiz idrak etti. Sonra çevrede zaten tek tük gördüğümüz insanlara İngilizce bir şey sormaya çalışarak yönümüzü aramaya çalışırken, Türkçe bilen bir Romanyalı teyzeye rastladık. Romanyalı bu teyze, İstanbul’da 3 yıl kalmış, Türkçe’yi yavaşça ama bizden iyi konuşan bir teyzeydi. Romanya’nın kötü şartlarından kaçıp önce İstanbul’a, sonra oradan da Atina’ya gelmek zorunda kalmış.

Romanyalı Türkçe bilen teyzemizle sohbet ederken bir sorusu ise bizi neye uğradımızı şaşırttı. Türkiye’nin ve insanlarının iyiliğinden bahsederken, bize “neden buraya geldiniz ki?” diye sordu. Biz Avrupa’yı görmek istediğimizi söylediğimizde de “o zaman Avrupa’ya gitseydiniz, burası Avrupa değilki!” cevap verdi. Ona göre ve bizimde kendi aramızda konuşmalarımızdan çıkan sonuç, aslında Yunanistan’ın bir Avrupa ülkesi olamayacağı yönünde birleşiyordu. Bu konuyla ilgili daha özelleşmiş, daha kapsamlı bir yazıyı önümüzdeki zamanlarda yazacağım zaten.

Gayretli çabalarımız ve teyzemizin elimizden tutup götürmesiyle Korintos Kanalı’nı bulmuş olduk. İlk gördüğümüz anda gerçekten hayretle karışık bir kafa karışıklığı uyandı. Köprünün üzerinde durup fotoğraf çektiğimiz yer, İki koca karayı birbirinden ayıran, bizim Mora yarımadası dediğimiz yeri Mora adası yapan, onların Peloponnese dediği yeri adaya çeviren bir yapıydı. Daha önce ne Süveyşi, ne Panamayı görmüş bizler tabiki şaşkındık. İnsanoğlunun yapabileceği şeylerin sınırını kafamızda alabildiğine küçültmüşken birden bu kanalla karşılaşmıştık.

Kanalın tariyle ilgili küçük bir bilgi vermek gerekirse 1881 ile 1893 yılları arasında yapılmış olduğunu söyleyebiliriz. Aslında böyle bir kanal yapma fikir milattan önce 7. YY’da Periander tarafından atılmış ancak o dönemin teknolojisiyle yapılması mümkün değilmiş. Ardından 200 yıl arayla hep birileri denemiş. Ancak Nero’nun bu amaca en çok yaklaştığını söyleyebiliriz. MS 1. yy’da o zamanki Yahudi savaşını düşünerek, şimdiki kanalın her iki tarafından 40-50 metre genişliğinde kazıp ortada bitirmeyi düşünmüş, ancak ölümüyle planı da yarım kalmış. Ancak şimdiki modern kanalın başladığı ve bittiği nokta Nero’nun o zaman belirlediği noktayla aynıymış.

1870′lerde Süveyş’in yapılmasıyla cesaretlenmiş Yunanlar 1881 yılında Panama’dan tecrübeli Macarlı iki mimara kanalı yaptırmaya karar vermişler. Kanal tamamlandığında görkemli bir açılışla açılmış. Açılmasının ardında her 10 senede bir temizlenmek için aylarca kapalı tutulmuş. Sadece 1923′te kanala düşen 40.000 metreküp materyal ancak iki senede temizlenebilmiş.

Kanalın özelliklerine gelirsek, su seviyesine göre yüksekliği 80 metre olan iki dağın yarıldığını, su seviyesinin 8 metre olduğunu, genişliğinin 24 metre olduğunu söyleyebilirim. Okyanus tipi çok büyük gemiler geçemese de senede 11 bin gemiyi 400 kilometrelik uzun bir seyahatten kurtarıyormuş. Kanalın bana ilginç gelen özelliklerinden birisi de üzerinde yazları Bungy Jumping yapılabiliyor olması. Ne söyleyim canım çekmedi değil..

Ancak biz orada bu görkemli yapının keyfini çıkarırken, buz gibi havanın altında elimizde merkezden getirdiğimiz şaraplarımıza ısınmaya çalışıyorduk. İki şişe şarabı ne olduğunu anlamadan, sohbetlerimizle birlikte eritip, tuttuğumuz taksiyle Atina’nın yolunu tuttuk. Korintos antik kentini göremesek de, kenti antik serüvenimizi yaratmayı başarmıştık.

Direnişteki TEKEL işçilerinin genel grev çağrısına Türkiye'nin dört bir yanından ses geldi. Yarın İstanbul, Ankara, Trabzon, Diyarbakır, Mersin, İzmir, Adana ve Antakya başta olmak üzere birçok şehirde iş bırakacak ve sokağa çıkacaklar. (daha fazla…)

1stanbul(not Constantinople)

Kategori: Yazılar

29 Ara 2009

Bir kaç gün önce FlickrBlog’da It’s Istanbul not Constantinople isimli yazıyı ve İstanbulla ilgili yazıya iliştirilmiş resimleri gördüm ve şaşırdım. Şaşırmamın iki sebebi vardı. İlki ilginç yazılara ve resimlere rastladığım FlickrBlog’da günün birinde Türkiye’yle ilgili bir yazı göreceğimi hiç düşünmemiştim. İkincisi bu yazıya kendini gururla Bizans’ın devamı olarak gören Yunanistan’da rastlamak oldu. Yazıya ismini veren aslında bir The Four Lads’in parçası Istanbul(Not Constantinople).

1953 yapımı bu parçayı Vikipedi’de gördüğümüz gibi pek çok grup seslendirmiş(coverlamış). Ama yukarıdaki videodaki They Might Be Giants’ın yorumuyla bu parçayı hatırlamak oldukça hoş. Her duyuğumda sanki bir İstanbul Film Festivali şenliği havasında ordan oraya atlayıp zıplayan, üç neşeli insan görüntüsü gözümün önüne geliyor. Parçayla ilgili bir diğer bilgiye(bu biraz gereksiz) YouTube’ta videoyu araştırırken rastladım. Meğerse aynı parça Julia Roberts’lı, Kirsten Dunst’lı Mona Lisa Smile filminin müzikleri(soundtrack’i) arasındaymış.

Tabi Yunanistan’da İstanbul’a bakış bizim umduğumuzdan daha yumuşak. Bizdeki gibi eski kafalı, bağnaz, yobazların söylediği şeyler tabi ki düşmanca. Yok biz o zaman parçalanmasaydık siz alamadınızlar, yok şehir o zamanlar daha güzeldi siz bozdunuzlar… Yeni nesilin, “artık yeter düşman düşman nereye kadar” diyen tayfanın gözünde ise kendi ülkesinin yanı başında, sadece kimliğiyle gidebileceği olağanüstü bir hazine olarak görülüyor. Burada tanıştığım insanların çok çok büyük bölümü İstanbul’u defalarca görmüş, kalanı da “ilk fırsatta gideceğim” diyor. Ve çoğunun geliş amacıda kebabın orjinalini, baklavanın orjinalini yemek ki bu orjinal tabiri benim değil onların kullanımı.

İstanbul onların için acı olmak çok büyük zaman dilimi önce çıkmış. Onlar için asıl acının adresi İzmir. Mübadelenin getirdiği ve götürdüğü yüzbinlerce insanın arkasında bıraktığı gözyaşı, İstanbul’un Konstantinapoli olma iddiasından çok daha önemli. Ama kimse merak etmesin, Türkiye’yi hep güzel sözlerle anan, çocuklarına Türkçe öğreten, sadece becerizksiz-basiretsiz politikacıları suçlayan müthiş insanları da var.

6 ay sürecek hayatımın Yunanistan’da yaşanacak kısmı dün itibariyle başladı. İki gündür yaptığım yoğun gözlemleri bu periyodu daha sonra hatırlamak amacıyla başta kendim için, ardından tüm okuyanlar için paylaşacağım.

Hep söylenen şey iki ülkenin birbirine çok benzediği. Evet oldukça benziyorlar ancak benzeme oranı bana kalırsa çok da yüksek değil. Çünkü dil, din, uzak olmasa da yakın tarih pek çok farklılık ortaya çıkarmış. Evet belki oynadığımız oyunlar birbirine çok benzeyebilir ama yaşayış tarzı olarak çok farklı olduğumuz noktalar da var. İki günlük tecrübeyle özetlemek gerekirse:

Benzerlikler

- İstanbul’daki trafiğe çok benzeyen trafiğiyle aslında beni şaşırttı. Çünkü 3 milyonluk şehirle karşılaştırdığım şehir 18 milyonluk megapol İstanbul. Ama şunu söylemeliyim ki sürücüleri daha agrasif ve kurallara daha az uyuyorlar. Karşıdan karşıya geçerken 5 defa sağınızı solunuza bakmanız gerekiyor. Ufak bi notta plakalardan bizim ülkedeki plakaların hepsine AB’ye girmememize rağmen mavi zımbırtılardan koydular, zorunda dediler ama burada 10 araçtan 3′ünde GR yazılı mavi şerit var.

- Türkiye’de yabancı şeylere düşkünlüğü biliyorsunuz. Teknik direktör yabancı olsun, yabancı müzik dinleyelim, yabancı şarkıcılar daha yakışıklı olsun gibi. Bu durum bu topraklarda da aynı. Kendi müziklerini hiç sevmeyen, yabancı müziklerin daha iyi olduğunu söyleyen sonra bana Serdar Ortaç açıp işte kalite budur diyen bir topluluk var. Çok ciddiyim. Özellikle ben Tarkan’ın bu kadar sevildiğini tahmin etmiyordum. Hele buralarda sanırım Atatürk’ten fazla seviliyor:)

- Tıpkı İstanbul gibi Atina’da gece hayatı hiç bitmiyor, geceleri rahatça dolaşılamıyor, ortalık uyuşturucuya ve fuhuşa bulanıyor. Geceleri “ya bu kadar taksi var da gündüz neden biz görmüyoruz” diyecek kadar taksi ortaya çıkıyor.

- Bana izletilen eski Yunan filmleri ve Türk filmleri neredeyse birbirinin aynısı. Televizyon dizileri zaten aynı, tıpkı bizimki gibi kalitesiz, kötü ama kısa süreli. 90 dakika değil yani. Show programları bizdekilerden daha açık saçık, hatta iç çamaşırıyla hava durumu sunan sarışın bir ablaları bile var ki bunu çok eğlendirici buluyorlar. Onlarda da şarkı, model, dans yarışmaları var, bu bakımdan değişen hiç bir şey yok. Çok aşırı olmasa bile bizden daha rahatlar. Buna paralel olarak şehrin en merkezi büfelerinde, en ön sıralarda, en göze çarpan yerlerde porno yayınlar olması bize göre büyük farklılık olduğunu gösteriyor.

- Her bulduğumuz yüksek tepeye, bina önüne bayrak dikmek bizim adetimiz sanıyordum, oysa kesinlikle değilmiş. Pek çok binanın tepesinde Yunan bayrağını görebiliyorsunuz. Diğer Avrupa ülkeleri nasıl bilmiyorum ama bayrağı için uzun süre savaşan ülkeler sanırım onu hep yükseğe koymak istiyorlar.

Farklılıklar

- Avrupalıların evlere ayakkabılarıyla girip, yaşamaları hep duyduğum fakat hiç yaşamadığım bir olaydı. Evleri otel gibi kullanarak yaşadıkları için ve evlerinde halı bulundurmadıkları için sorun olmuyor onlara göre. Ancak yağmur yağdıktan sonra çamura girilen ayakla mutfağa, banyoya girmek, bana biraz garip geldi. Her yer kirlenir abi böyle…

- Tabi ki alfabe farkı. Çünkü dilin farklı olması aslında çok çok önemli değil. Yani “????????” yazısı gördüğünüzde hiçbir şey çağrıştırmıyor belki ama okunuşu yani çözülmüş hali “karpuzi”. Bir çözseniz ne yazdığını anlayacaksınız ama olmuyor ki… Patates, çiftetelli, kuzine, aşık, baba gibi onlarca ortak kelimemiz var ama önce alfabeyi öğrenmek gerekiyor.

- Atina’da ilk göze çarpan şey inanılmaz fazla göçmen olmasıydı. Özellikle Afrika kökenli siyahiler ve Asya kökenli Pakistan, Hintli çoğunluk beni şaşırtmadı değil. Sanırım bu durum AB üyesi olmanın bir getirisi. Yani AB’ye üye olmamız durumunda bütün Türkiye’lilerin Avrupa’ya gideceğini düşünüyorlar ama Avrupa’ya giden gitmiş zaten. Mesela Türkiye’nin hiç bir tarafında bu kadar siyahi ya da Pakistanlı göremezsiniz. Biz gçöü daha çok içimizde yapıyoruz. Her şeyde olduğu gibi bir zarar verirsek kendimize veriyoruz.

- Yunan polisinin ağırlığı ya da hafifliği mi desek.. Bizim ülkede polisten it gibi korkulur, yani öyle olması istenmiştir. Polis döver, söver ve devlettir, ona hakaret 6 aydan başlar, mukavemet ederseniz vay halinize. Ama Yunanistan’da polisler, bizim algıladığımız gibi değil. Yani asayişi sağlamak adına kırıp dökmüyor, sövmüyor, uyarıyor, gülüyor, ortalıkta hiç görünmüyor. Bizde Türkiye’nin en kalabalık yerlerinde polislerin toplandığı, panzerlerinin bulunduğu özel alanları var(bkz. Taksim, Kızılay). Alexis ve Baran’ı ele alalım. Alexis Yunanistan’da polis tarafından öldürüldüğün ülke ayağa kalkıp, polisleri pıstırdı; Türkiye’de İzmir’li Baran’ı kaç kişi tanıyor.

- Evet din farklı, ancak bu en az göze çarpan noktalardan biri. Özellikle Atina’da en önemli yapıların hiçbiri dini binalar değil. Müzeler, tiyatrolar, üniversite binaları, kütüphane, Akropol bunların hiçbiri dini mekan olmadığı için kültürlerinde dinin yeri bizimki gibi değil. Bizde din kültürün hemen hemen orta noktasındadır. Onlar dini daha çok kişisel bir konu olarak gördüğünden çoğu kişi dinini başkasına söyleme gereği bile duymaz. Bundaki en önemli neden ise Yunanistan’da okuma-yazma oranının %98 olması. Bizde hala %88′lerde gezelim. 88 de iyiymiş demeyin, çünkü iki önümüzde Malezya var.

Neyse şimdiden ortalığı tespite boğduk. Maceraları ve diğer tespitleri sonraya bırakalım…

Çünkü ders almıyoruz, çünkü doğayı hafife alıyoruz, çünkü algılayamıyoruz. 10 eylül günü yaşanan sel felaketi de diğer pek çok şeyi unuttuğumuz gibi balık hafızamıza kurban gidecek. Peki arkada hatırlayanlar için ne kalacak? Yetkililerin yaptığı komik açıklamalar, çaresizliğin, acının, yüzkarasının fotoğrafları… (daha fazla…)

Dostlar Gene Sele Gitti..

Kategori: Video

9 Eyl 2009

Sorular : 25-07-2009

Kategori: Sorular

25 Tem 2009

1- 1384 yılında Cenevizliler tarafından yapılan sayısız onarıma tabi tutulan ve İstanbul Galata’da yükselen kulenin ismi nedir?(Galata Kulesi)

2- Nazım Hikmet’in Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına hangi yıl karar verildi?(1951)

3- Lenin’in ölümünden sonra Stalin ile giriştiği iktidar mücadelesini kaybeden ve ülkeyi terk edip Fransa’ya gitmek zorunda kalan, siyasetçi, devrimci, Marksist teorisyenin ismi nedir?(Lev Troçki)

4- Sesüstü olarak Fransız-İngiliz ortak tasarımı olan, New York-Paris arasını 4 saatte giden, 2003 yılından itibaren aşırı maliyetinden ötürü üretilmeyen ve seferi yapılmayan hava taşıtının ismi nedir?(Concorde)

5- Kelime anlamı köleler ülkesi olan Habeşistan ülkesinin şimdiki adı nedir?(Etiyopya)

İstanbul’un merkezinde köklü iki üniversite olarak dikkat çeken İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi teknik üniversite olmaları nedeniyle mühendislik branşlarında diğer üniversitelere göre öncelik kazanıyorlar. (daha fazla…)


Aforizma

Kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir. — J. Swift

Kategoriler

Polls

Tekel işçileri eylemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

View Results

Loading ... Loading ...